

OSMAN ÇAKIR
26 Eylül 2025
Bugün sizinle oturup bir çay içmişiz gibi, dertleşir gibi yazmak istiyorum.
İçimizde biriken, dilimizin ucuna gelip de bir türlü söyleyemediğimiz o hakikati, izin verirseniz birlikte masaya yatıralım:
İnsan, en çok bir daha yaşayamayacaklarını özler. Bu özlem, sıradan bir hasret değildir. Kalbin tam ortasına saplanan, hem yakıp hem ısıtan tuhaf bir ateştir.
Hani derler ya, “Ah, nerede o eski günler...”
İşte o eski günler dediğimiz şey, aslında bir daha aynı şartların, aynı havanın, aynı yüzlerin bir araya gelemeyecek olmasıdır.
Geri Gelmeyecek Olana Neden Yanıyoruz?
Soralım kendimize:
Boyabat’ın kış gecelerinde sobanın çıtırtısını mı özlüyoruz sadece?
Yoksa o çıtırtının başında oturan, artık aramızda olmayan dedemizi, ninemizi, annemizi, babamızı, o günkü çocuk kahkahalarını mı?
Elbette ikincisini… Çünkü özlemin asıl sebebi, zamanın tek kullanımlık oluşudur.
Özlediğimiz şey yalnızca bir anı değil, o anın içindeki biziz aslında.
Zaman makinesine girip geri dönsek bile, bugünün yorgunluğu ve tecrübesiyle o anın tadını aynı coşkuyla çıkaramayacağımızı biliriz.
İşte bu yüzden özlediğimiz, çoğu kez kaybolan masumiyetimizdir.
Hayat, sürekli seçimlerle doludur.
Memlekette kalmayı seçtik belki, büyük şehir hayallerimizi geride bıraktık.
Ya da tam tersi, yollara düştük, köklerimizi geride bıraktık.
Her karar, ardında kapanan kapılar bırakır.
Ve insanın en derin özlemi, işte o seçilmeyen yollara duyduğu özlemdir.
Çünkü her yol, bize bir daha sunulmayacak taptaze bir “belki” fısıldar.
En acı olan da şudur: O “belki”ler artık geri gelmeyecek.
Hayat, başa sarılıp yeniden izlenen bir film değildir.
Aynı sahneyi, aynı yaşta, aynı duyguyla tekrar yaşamak imkânsızdır.
Bu değiştirilemez gerçeği bilmek, kalbimizde ince ama derin bir sızı bırakır.
Özlediğimiz şey, aslında bir anın kusursuzluğuna ve artık dokunulmaz oluşuna duyduğumuz hürmettir.
Özlem, Yalnızca Acı mıdır?
Hayır.
Bizim insanımız, en derin hüznünden bile bir anlam devşirmeyi bilir.
Özlemin bize bıraktığı iki kıymetli armağan vardır:
- Anılarımız, bizi biz yapan temel taşlardır. Hatırladıkça köklerimizi hisseder, zor günlerde güç buluruz.
- Geçmişin güzellikleri, bize bu hayatı boşuna yaşamadığımızı fısıldar: “Ne güzel günlerim oldu.”
Özlediğimiz her şey aslında kulağımıza şunu söyler:
“Bugün yaşadığın da bir gün özlemeye dönüşecek.”
O yüzden küçük dertlere takılıp ömrümüzü heba etmeyelim.
Yanımızdakilerin, eşimizin, çocuklarımızın, dostlarımızın kıymetini bilelim.
Çünkü bugün sıradan gelen bir kahve muhabbeti, yarının en kıymetli hatırası olacak.
Özlemek, aslında bizi bugüne uyandıran gizli bir çalar saattir.
Özlemeyeceğiz diye bir kural yok. Özleyeceğiz elbette. Çünkü insanız.
Ama geçmişe bakarken, oradan aldığımız cesaretle bugünü öyle güzel yaşayalım ki; yarın bu günleri özlediğimizde yalnızca “İyi ki yaşamışım.” diyebilelim.
Az önce söyledik ya, geri gelmeyecek olana özlem, sanki bizim kaderimiz.
Unutulmamalıdır ki, yaşadığımız şu ânı, bir daha gelmeyecek bilinciyle yaşamak, elimizdeki en büyük imkândır.
Hangi tercihi yapacağınız, sizin takdirinizde…
