

OSMAN ÇAKIR
21 Eylül 2025
Atalarımızın söylediği her sözün içinde derin bir hikmet vardır. Onun için söylenmiş her sözü önemseriz.
Onlardan bize kalan miras, sadece topraklar ya da taş binalar değildir; gönül dünyamızda yol gösterici olan o kadim öğütlerdir.
İşte onlardan biri de “Gittiğin her köyde bir evin olsun” sözüdür.
Bugün bu sözü kulağımıza çalındığında çoğu zaman yanlış anlarız. Sanki atalarımız her köyde bir taş bina yapmamızı öğütlemiş gibi düşünürüz.
Oysa kastedilen çok daha kıymetli bir şeydir:
Her köyde, her beldede, gönül rahatlığıyla kapısını çalabileceğimiz bir dostumuz olsun.
Hiç çekinmeden, yadırganmadan, yüzümüze kapı kapanma ihtimalini aklımıza bile getirmeden “Selamünaleyküm” deyip içeri girebileceğimiz, bize bir bardak su, bir dilim ekmek, belki de sadece bir tebessüm sunacak insanlar… Fakat soralım kendimize: Bizim gerçekten böyle dostlarımız kaldı mı?
Kibir ve Bencilliğin Kurbanı Olduk
Günümüzde insanların ilişkilerini zehirleyen en büyük şey, bencillik ve kibirdir. Hep biz haklıyız, hep bizim dediğimiz olacak sanıyoruz. Birinin gönlünü almak yerine kendi nefsimizi tatmin etmeyi seçiyoruz. Sonunda da “Bizden” dediğimiz nice insanı kırıp döküyoruz. Yıllardır sırtımızı dayadığımız, en zor zamanımızda yanımızda olan dostların kalplerini hoyratça incitiyoruz.
Bir gün kapısını çalmamız gerekse, o kapı ya açılmıyor ya da yüzümüze kapanıyor. Açık kalsa bile, içeri adım attığımızda bakışlardan anlıyoruz: Bizi görmek istemiyorlar. İşte en acı tablo bu…
Gönül Evleri Taş Evlerden Daha Kıymetlidir
Taş binalar yapılır, yıkılır, yeniden yapılır. Ama gönül evleri öyle değildir. Bir gönül kırıldığında, bir dost kaybedildiğinde onun yerine yenisini koymak çok zordur.
Atalarımız “Bir gönül yıkmak, Kâbe’yi yıkmaktan beterdir” derken tam da bunu anlatmak istemiştir.
Her köyde evimiz olsun derken, aslında gönül bağlarının önemini vurguluyorlardı.
İnsanı insan yapan şey, dostluklardır.
Kapısını çekinmeden çalabileceğin insanlar yoksa, malın mülkün, servetin, makamın hiçbir anlamı kalmaz.
Çünkü insana asıl huzuru veren şey, paylaşabildiği samimi bir muhabbet, güvenebildiği bir dosttur.
Küs Bırakma, Gönül Al
Bugün belki hepimizin yapması gereken şey çok basittir:
Kırdığımız kalpleri onarmak. Küstüğümüz insanları aramak, hatalarımızı kabul etmek, gerekirse özür dilemek. Biliyorum, nefis ağır gelir, dilimiz dönmez, gururumuz izin vermez.
Ama unutmayalım ki gurur karın doyurmaz, gönül onarmaz. Hâlbuki küçücük bir “Hakkını helal et” sözü, yıllardır süren küskünlükleri silebilir.
Yarın Çok Geç Olmadan…
Kimse ömrünün son nefesine kadar yaşayacağının garantisini veremez.
Belki de bugün yüzüne bakmadığımız, selam vermediğimiz insanı yarın toprağa vereceğiz. O zaman içimizi kemiren pişmanlık neye yarar?
Dostlarımızı kaybettikten sonra gözyaşı dökmenin, ağıt yakmanın hiçbir faydası olmaz. Bu yüzden, “gittiğin her köyde bir evin olsun” öğüdünü yeniden hayatımıza almak zorundayız.
Yüreğimizde sevgiye, anlayışa, hoşgörüye yer açmalı, kırgınlıkları bir kenara bırakmalıyız. Çünkü yarın çalacak kapımız kalmayabilir.
Sonuç olarak; atalarımızın sözünü bugünün dünyasına uyarlayacak olursak şöyle diyebiliriz:
“Her yerde, gönül rahatlığıyla kapısından içeri girebileceğin, hâlini hatırını sorabileceğin, sıcacık muhabbet edebileceğin dostların olsun.”
Bunun yolu da bencillikten arınmak, kibri bir kenara bırakmak, gönül kırmak yerine gönül yapmaktan geçer.
Çünkü gerçek servet, her köyde bir ev değil; her köyde bir dost sahibi olmaktır.
Rabbim bize kırdığımız gönülleri onarabilmeyi, her köyde bir dost, her şehirde bir kardeş kazanabilmeyi nasip etsin.
