

OSMAN ÇAKIR
15 Kasım 2025
Bugün yine sizlerle bir çay bahçesinde oturuyormuşuz gibi konuşmak istiyorum. Bu kez İstanbul’un kalbinden, ibret dolu bir hikâyeyi paylaşacağım.
Bir gün padişah, vezirine sorar:
— Vezir, İstanbul’da evliya var mıdır?
Vezir cevap verir:
— Aman padişahım, İstanbul evliya yatağıdır; evliya olmaz mı hiç!
Padişah merakla:
— Öyleyse birkaçını ziyaret edelim.
Vezir ise önerir:
— Sultanım, tebdil-i kıyafetle şehri dolaşalım.
Ve böylece padişah ile vezir köylü kılığına girer, halkın arasına karışırlar.
Birinci Durak: Kumaşçı
İlk olarak Mısır Çarşısı’na uğrarlar. Bir kumaşçı dükkânına girerler. Dükkân sahibi selamı edeple alır, gönülden karşılar:
— Hoş geldiniz, safa geldiniz. Allah’ın ne güzel kulları var!
Vezir kumaş ister. Toplar indirilir, parçalar kesilir. Fakat sonunda vazgeçer:
— Beğenmedik, almayacağız.
Kumaşçı ise büyük bir teslimiyetle der ki:
— Hay hay efendim, fark etmez. Allah’ın ne güzel kulları var, güle güle!
İkinci Durak: Karpuzcu
Sonra Beyazıt Meydanı’na çıkarlar. Orada celalli bir karpuzcu vardır. Padişah karpuzları uzun uzun yoklar, birini alır, diğerini bırakır.
Karpuzcu sabreder, fakat sonunda sopasını göstererek haykırır:
— Alacaksan bir tane al, git! Beni kumaşçı gibi zannetme! Padişah olsan da sopayla kafanı kırarım!
Padişah telaşla bir karpuz alır, parasını öder, uzaklaşırlar.
Sonra vezir der ki:
— Şimdi de Süleymaniye’ye gidelim, daha nice Allah dostlarını göreceksiniz.
Padişah ise şöyle cevap verir:
— Yeter vezir! Kumaşçısı evliya, karpuzcusu evliya olan bir şehirde daha neler vardır kim bilir. Gel, geri dönelim kumaşçının hakkını ödeyelim.
Tekrar ilk uğradıkları dükkâna dönerler, ücretini ödeyip kumaşları alırlar. Kumaşçı ellerini kaldırıp şükreder:
— Ya Rabbi, bugün dükkânıma iki defa padişahı gönderdin!
Padişah hayretle sorar:
— Vezir, bu iki zatın hangisi daha üstün?
Vezir hikmetiyle cevap verir:
— Padişahım, üstünlüğünü bilmem; amma laftan anlayanlara kumaşçı gibisi, laftan anlamayanlara da karpuzcu gibisi lazım.
Alacağımız Ders
Kıymetli okurlar,
Bu hikâye bize şunu öğretir:
İnsanların farklı hâlleri, farklı gönüllere ilaç olur. Kimi tatlı sözle doğruya yönelir, kimi sert ikazla.
Önemli olan, her hâlin Allah’a kullukta bir yol olduğunu bilmek ve gönülleri incitmeden davranmaktır.
