

OSMAN ÇAKIR
20 Kasım 2025
Bir sohbet sırasında dile getirdiğim şu ilke, aslında hepimizin hayatına yön verecek kadar güçlü:
"Yanlış her yerde yanlıştır. İnsanların çoğunluğu yanlış yapıyor diye yanlış, yanlış olmaktan çıkmaz. Yanlış yapmamaya özen göstermeliyiz. Bilmeyerek, kazara bir yanlış yaptıysak onu düzeltme yoluna gitmeliyiz."
Bu sözler, yalnızca bir ahlâkî beyan değil; kişisel dürüstlüğün ve toplumsal sağduyunun temelini oluşturan evrensel bir gerçektir. Tıpkı yerçekimi kanunu gibi, yanlışın niteliği de coğrafyadan, zamandan veya yapanların sayısından bağımsızdır.
Ne yazık ki günümüzde bu basit gerçek, "herkes böyle yapıyor" ya da "duruma göre değişir" gibi bahanelerle gölgeleniyor.
İnsan doğası gereği sosyal bir varlıktır; onaylanma ve gruba ait olma ihtiyacı duyar. Bu ihtiyaç, bireyleri sorgulamadan çoğunluğa uymaya, yani konformizme iter.
Oysa tarihin en büyük trajedileri, birkaç kötü niyetli kişinin değil, kalabalıkların sessiz kalarak veya yanlışa ortak olarak gerçekleşti.
Trafik kurallarının topluca ihlâl edilmesi, görgü kurallarına uyulmaması, sosyal medyada sorgulanmadan yayılan yalanlar… Bunların hepsi, çoğunluğun onayıyla yanlışa meşruiyet kazandırılmaya çalışıldığı anlardır.
Biliyorsunuz. Yüz kişi aynı matematik problemini yanlış çözse de doğru cevap değişmez. Yanlışın yaygınlaşması onu norm hâline getirebilir, ama asla doğruya dönüştürmez.
Yanlış Yapmamaya Özen Göstermek
Yanlış yapmamaya özen göstermek, ahlâkî bir disiplin ve düşünsel bir çaba gerektirir. Bu yalnızca büyük etik ihlâllerden kaçınmak değil; günlük yaşamın küçük kararlarında da doğruluk, dürüstlük ve empatiyi rehber edinmektir.
Bir karar almadan önce şu soruları sormak gerekir:
Dijital çağda yanlış bilgi yaymak, kaynağını kontrol etmeden paylaşmak bile büyük bir toplumsal hatadır. Özen göstermek, paylaştığımız her bilginin doğruluğunu teyit etme sorumluluğunu içerir.
Olgunluğun Gerçek Ölçüsü
Hepimiz insanız; bilmeden yanlış yapabiliriz. Önemli olan, bu hatalar karşısındaki tavrımızdır.
Yanlışı kabul etmek ve düzeltmeye çalışmak, ego ve gurur duvarını aşmayı gerektirir.
"Özür dilerim, yanılmışım" demek zayıflık değil, olgunluğun en güçlü göstergesidir.
Eğer yapılan yanlış bir zarara yol açtıysa, bunu düzeltmek için somut adımlar atmak gerekir. Ve en önemlisi, hatadan ders çıkarmak: “Bu hatayı neden yaptım?” sorusuna dürüstçe cevap vermek, gelecekte aynı tuzağa düşmemenin en kesin yoludur.
Sonuç olarak; bireysel doğruluk, toplumsal huzurun teminatıdır. Yanlış bir davranışın yaygın olması, onu doğru kılmaz.
Tıpkı karanlık bir odadaki tek bir mum ışığının bile büyük bir değer taşıması gibi, bireyin doğru duruşu da toplumsal çürümenin önüne geçebilecek en güçlü direniştir.
Yanlışa direnmek, çoğunluğun konforlu yolundan ayrılmayı gerektirebilir. Ancak kişisel vicdanın huzuru, geçici toplumsal onaydan çok daha kalıcıdır.
Doğruya özen gösteren ve hatalarını cesaretle düzelten bireyler, yalnızca kendi hayatlarını değil, dokundukları her alanı daha dürüst, daha adil ve daha yaşanabilir kılarlar.
