

OSMAN ÇAKIR
28 Kasım 2025
Hayatın kendine has bir matematiği vardır; bazen toplar, bazen çıkarır, bazen de öyle bir bölme işlemi yapar ki insan, geriye kalan kısmıyla ne yapacağını bilemez.
Hepimiz, bir şekilde, bir yerlerde içimizi kavuran bir yangınla karşılaşmışızdır.
Kiminin ciğerinde, kiminin kalbinde, kiminin omzunda yanar o ateş.
Ama ne olursa olsun, insan dediğin su misalidir; akacak bir yatağı buldu mu, önünde duran her alevi söndürebilir.
Bu yüzden, “türü ne olursa olsun her yangını söndürecek bir su vardır” derken kastettiğimiz şey aslında dışarıdan gelecek bir kurtuluş değildir. O su, bizim içimizde durur.
Bazen sabır diye çağırırız, bazen direnç diye. Bazen bir annenin duasında gizlidir, bazen bir çocuğun masum bakışında. Ama en çok da insanın kendi içinde sakladığı o bitmeyen umutla beslenir.
Çünkü insan, yanmayı da bilir, söndürmeyi de.
Zorluklar… Hayatın imtihan listesi bitmez. Bir gün ekmek kavgası, ertesi gün gönül yarası.
Bir kapı kapanır, diğerinin anahtarı kaybolur. Ama elbet katlanılacak, elbet dayanılacak.
Biliyoruz ki sabrın sınandığı yerde kader yeniden yazılır. Kimsenin hayatı dümdüz bir yol değildir; her iniş, her çıkış, her viraj insanın içindeki haritayı yeniden çizer.
Ve o harita, ne kadar karışık görünürse görünsün, sonunda insana kendi gerçeğini öğretir.
İnsanın düştüğü anlar vardır ki dünya büsbütün sessizleşir. Bir sokak lambasının altında kalakalırsın ya da kalabalığın ortasında kendini yapayalnız hissedersin.
O an, omuzlarına çöken ağırlık dünyanın değil, kendi kalbinin ağırlığıdır.
Ama ne der büyüklerimiz? “Her düşmenin bir kalkışı vardır.”
Düşmek yenilgi değil; yeniden ayağa kalkmanın, yeniden başlamanın habercisidir.
İnsan yere düşünce toprağı tanır, göğe bakınca umudu.
İşte arabeskin ruhu da buradadır. Acıyı estetize eden, yarayı şarkıya çeviren, düşeni baş tacı eden bir dildir arabesk.
Kaderin tokadını yiyen ama yine de hayata şarkı söyleyerek devam edenlerin sesidir.
Bir yandan “yanıyorum” der, diğer yandan “yanmaktan korkmuyorum”u anlatır. Bilir ki yanmak insanı pişirir; pişen her yürek daha sağlam durur.
Hayat bizi kimi zaman ateşe atar, kimi zaman yağmurun altında ıslatır.
Ama her ikisi de öğretir:
Ateş sabrı, yağmur huzuru öğretir. Bir yanımız kızarır, bir yanımız serinler.
Ve biz bu iki uç arasında kendimize ait bir denge buluruz.
İşte o denge, insanı insan yapan en büyük mucizedir.
Bugün içimizde bir yangın varsa bilin ki yarın mutlaka bir su yolunu bize gösterecektir.
Yeter ki vazgeçmeyelim, yeter ki kendimizden umudu kesmeyelim.
Çünkü hayat, yıkılana değil; yıkıldığında yeniden ayağa kalkana saygı duyar.
Unutmayalım:
Her yangın söner,
Her karanlık gece güneşin doğuşuyla biter,
Her düşenin elbet bir kalkışı vardır…
Yeter ki insan, kendi içindeki o suyun sesini duymayı bilsin.
