

OSMAN ÇAKIR
21 Ocak 2026
İstanbul’un Sarayburnu sahilinde yürürken yüzünüze çarpan rüzgâr, şehrin kışını bütün keskinliğiyle hissettirir.
Boğaz’ın dalgaları, martıların çığlıkları ve gri gökyüzü…
Hepsi bir araya geldiğinde insanın içine ince bir hüzün, tatlı bir özlem çöker. Ama işte tam da o anda, gönlümüzü ısıtan bir şey vardır: İnce belli bardakta demini almış taze bir çay.
Soğuk havada yapılan bir sahil yürüyüşü, aslında İstanbul’un ruhunu anlamanın en güzel yollarından biridir.
Adımlarınızın ritmi dalgaların kıyıya vuruşuyla birleşir, şehrin karmaşası geride kalır. Bir süreliğine sadece siz, deniz ve rüzgâr kalır.
Bu yürüyüşün sonunda vardığınız küçük bir çay bahçesi, şöminenin çıtırtısıyla sizi karşılar. İçerideki sıcaklık, dışarıdaki soğuğu unutturur.
Çayın kokusu, bardaktan yükselen buhar, sohbetlerin arasında kaybolan zaman… İşte İstanbul’un özlediğimiz yüzü budur.
Çay, bu şehirde sadece bir içecek değildir. Bir bekleyişin, bir buluşmanın, bir hatıranın simgesidir.
İnce belli bardakta sunulan çay, İstanbul’un kültürel hafızasında bir köprü gibidir.
Dedelerimizin sohbetlerinden gençlerin sahil buluşmalarına kadar her anın eşlikçisidir.
Şöminenin karşısında içilen çay, sadece bedenimizi değil, ruhumuzu da ısıtır.
Bazen İstanbul’un soğuğu, insanın içini ürpertir. Ama aynı şehir, aynı anda gönlümüzü sıcacık kılmayı da bilir. Çünkü bu şehirde çay, dostlukla birleşir; sohbet, özlemle yoğrulur. Dalga sesleriyle karışan kahkahalar, bardaktan yükselen buharla birleşir.
Ve biz anlarız ki İstanbul’un gerçek sıcaklığı, Boğaz’ın rüzgârında değil, insanların gönlünde saklıdır.
Bugün Sarayburnu sahilinde yürüyen biri, belki de geçmişin hatıralarını arar.
Belki eski dostlukları, belki kaybolmuş zamanları…
Ama her bardak çay, o özlemi biraz olsun dindirir.
Çayın demi, özlemin derinliğini hafifletir. İstanbul’un soğuğu, gönlümüzün sıcaklığıyla dengelenir.
Çayın etrafında kurulan sohbetler, aslında İstanbul’un hafızasında saklıdır.
Bir bardak çay, bazen bir aşkın başlangıcıdır; bazen yıllar sonra yeniden buluşan dostların sessizce paylaştığı bir hatıradır.
Çay bahçelerinde oturan insanlar, aslında kendi hikâyelerini birbirine anlatır.
Şöminenin çıtırtısı, bu hikâyelerin fon müziği olur.
İstanbul’un soğuğu, bazen insanı geçmişe götürür. Çocuklukta içilen ilk çay, üniversite yıllarında sabahlara kadar süren sohbetler, iş çıkışında dostlarla yapılan kısa buluşmalar…
Hepsi bir bardakta yeniden canlanır. Çayın demi, geçmişin izlerini bugüne taşır.
İşte o an, insan şunu düşünür: İstanbul’un en güzel yanı, soğuğu değil; soğuğun içinde bile sıcak kalabilen gönülleridir.
Çünkü bu şehirde çay, sadece bir içecek değil, bir kültür, bir hatıra, bir özlemdir.
