

OSMAN ÇAKIR
19 Mart 2026
Bugün arife… Yarın bayram.
Takvim yaprakları aynı döngüyü fısıldıyor her yıl; fakat kalbimiz, bayramı hep başka bir yerden karşılıyor.
Dilimizde dolaşan o tanıdık cümle yine yankılanıyor: “Nerede o eski bayramlar…”
Belki de eksilen bayramlar değil, eksilen içimizdeki o eski yer.
Bayram, öteden beri neşenin adıydı. Ama insanın neşesi de, sevinci de yaş aldıkça başka biçimlere bürünüyor.
Çocukken bayram; sabahın köründe heyecandan uyanmak, yeni ayakkabının sertliğine alışmaya çalışmak, cebine sıkıştırılan harçlığın ağırlığını hissetmekti. Kapı kapı dolaşırken yüzlerdeki tebessümü toplamak, şekerin tadından çok ilginin sıcaklığıyla doymaktı.
Şimdi ise başka bir pencereden bakıyoruz hayata. Omuzlarımızda sorumluluklar, içimizde eksilenlerin izi…
Bayram sabahına aynı saatte uyanıyoruz belki, ama aynı yerden uyanmıyoruz artık.
Yine de bazı şeylere zaman dokunamıyor.
Sabahın o ilk anı mesela…
Gözler açıldığında içten içe yükselen o tanıdık his:
“Bugün bayram…”
Eskiden bir ses uyandırırdı bizi; şimdi bir alarm.
Ama o ilk saniyedeki duraksama, o hafif tebessüm hâlâ bizimle.
Temiz bir elbise giymek, güzel bir koku sürmek, aynaya bakarken kendine yabancılaşmadan “hazırım” diyebilmek…
Bunlar küçük gibi görünen ama insanın içini toparlayan büyük anlamlar.
Camiye giden yollar belki eskisi kadar kalabalık değil. Ama saf tutulan o an var ya…
Omuz omuza durmanın verdiği o sessiz kardeşlik…
İşte o hiç değişmedi.
Kalabalık azaldı sanıyoruz; oysa kalpler hâlâ aynı duaya açılıyor. Görmek isteyen için bayram hâlâ orada.
Bir zamanlar yolunu gözlediğimiz kartpostallar vardı; şimdi ekranımıza düşen kısa mesajlar…
Cümleler kısaldı belki ama bir “hayırlı bayramlar”ın içtenliği hâlâ kalbe dokunuyor.
Çünkü kelimeleri değerli kılan uzunlukları değil, niyetleridir.
Evet, evler değişti, sofralar da…
Fırından alınan sıcak böreklerin yerini pratik hazırlıklar aldı. Ama çayın buğusu, mutfağın kokusu, evin içindeki o tanıdık huzur…
İşte onlar hâlâ aynı yerden yükseliyor.
Asıl değişim ise en derinde…
Dün el öpen çocuklardık, bugün eli öpülenler olduk.
Ve belki de bu yüzden “eski bayramlar” diyoruz. Çünkü özlediğimiz şey bayramın kendisi değil, o bayramları yaşayan hâlimiz.
Kabir ziyaretleri bu gerçeği sessizce yüzümüze söylüyor. Hayatın gelip geçiciliğini, zamanın kimseyi beklemediğini…
Bir mezar taşının başında edilen dua, insanın içindeki bütün gürültüyü susturur.
Orada anlarız ki bayram, sadece yaşayanlarla değil, hatırlananlarla da tamamlanır.
Bugün bayramlar daha sakin, daha sessiz gelebilir.
Belki de biz yorulduk.
Daha az heyecanlanıyor, daha az şaşırıyoruz.
Ve bu yüzden bayramın eksildiğini sanıyoruz.
Oysa bayram hâlâ aynı yerde duruyor…
Bir çocuğun kapıyı çalarken gözlerindeki ışıltıda,
Bir büyüğün duasında,
Bir dostun samimi mesajında,
Aynı sofraya oturan birkaç kalbin arasındaki görünmez bağda…
Bayram eskimiyor.
Zaman sadece bizi bir yerden alıp başka bir yere bırakıyor.
Ve biz…
O eski neşeyi ararken, aslında kendimizi arıyoruz.
Belki de ihtiyacımız olan şey çok büyük değil:
Biraz yavaşlamak…
Biraz hatırlamak…
Ve biraz daha içten olmak…
O zaman anlayacağız:
Bayram hâlâ bayramdır.
Ramazan Bayramınız kutlu olsun; bu mübarek günlerin size ve sevdiklerinize sağlık, esenlik ve mutluluk getirmesini dilerim.
