

OSMAN ÇAKIR
25 Nisan 2026
İnsan, varoluşunu sessiz bir çığlıkla duyurur dünyaya. O çığlığın ardından gelen her adım, atılan her tokat gibi değildir belki ama atılmayan her adım, verilmeyen her tepki, insanın kendi içinde açtığı bir gedik gibidir.
Farkında mıyız bilmiyorum, fakat hayat boyu en büyük ihaneti başkalarına değil, kendimize yaparız.
Susarak, erteleyerek, affederek, geçiştirerek, yutkunup gülümseyerek… Her “bir şey olmaz” deyişimizde içimizdeki aynaya bir çatlak daha vururuz. Ta ki o aynadan kendi suretimizi seçmek imkânsızlaşana dek.
Bir yakınımız ya da bir dostumuz, sınırımızı zorlar. Bir iş arkadaşımız, emeğimizi görmezden gelir. Yine de “anlaşılmalı”, “hoş görülmeli”, “büyük insan olmalı” deriz.
Oysa büyüklük, haksızlık karşısında dimdik durmayı bilmek değil midir?
Ne yazık ki çağımızın en büyük yanılgısı, “kavga etmemek” erdemini yüceltmesidir.
Elbette kavga doğru bir şey değil. Lakin bazı kavgalar, içimizdeki yangını bastırmak için değil, o yangınla bütünleşmek için çıkmalıdır belki de.
Bazı kalpler, sırf eski iyi günleri hatırlamamak için kırılmalıdır.
Bazı insanlar, artık nefes aldığımız alanı daralttıkları için kaybedilmelidir.
Kaybetmek; evet!
Günümüzde insan, kaybetme korkusundan ne kadar da çok şey feda ediyor değil mi?
Kötü bir evliliği, zehirleyen bir arkadaşlığı, tüketen bir işi, sevmeyen bir aileyi… Bütün bunların bedelini kendi ruh sağlığıyla ödüyor insan.
Her gece “bir daha deneyeyim” diyor, her sabah aynı çaresizlikle uyanıyor. Oysa gerektiğinde masayı deviren, kapıyı çarpan, “buraya kadar” diyebilen insan, kendine duyduğu saygının tapusunu eline almış demektir.
Edebiyat ve film dünyası, bu sessiz yıkımın en büyük tanığıdır. Örnekleri de çoktur.
Her büyük diriliş, önce bir yıkımı gerektirir. Yıkamayan, inşa edemez. Kaybetmekten korkan, hiçbir zaman özgür olamaz.
Unutulmamalıdır ki suskunluk bazen onurdur. Lakin haksızlık karşısında suskunluk, onurun değil, benliğin intiharıdır.
Bugün sinirle söylediğimiz bir “hayır”, yarın bir ömür boyu içimizi rahatlatır.
Bugün kırdığımız bir kalp, aslında kendimizi paramparça olmaktan kurtarır.
Bugün kaybettiğimiz bir insan, belki de hayatımızda en doğru vedadır.
Çünkü insan, kendine ve çevresine karşı verdiği tepkilerle var olur.
Tepkisizlik, yok oluşun sessiz bir provasıdır. O hâlde, bazı kavgalardan ölçüyü taşırmamak koşuluyla korkmamalıyız. Korkmamalıyız kırmaktan. Korkmamalıyız kaybetmekten.
Asıl korkulacak şey, her şeye rağmen “idare eder” deyip kendi değerini hiçe saymaktır.
Çünkü bir gün uyanırsın ve anlarsın ki: Değersizleşen sen değil, kalmaya çalıştığın her yerdir aslında.
