Yayın Tarihi:17 08 2026 11:12(25)

İnsan İnsana Muhtaçtır!

OSMAN ÇAKIR
16 Âğustos 2026

Modern zamanların en sessiz yalanlarından biri de şudur:

Kimseye muhtaç olmadan yaşamalısın. Kendi ayakların üzerinde durmalı, derdini kendi içinde çözmeli, yükünü kendi omuzlarında taşımalısın.

Birilerine göre; yardım istemek zayıflık, dayanmak erdem, susmak olgunluk sayılıyor.

Oysa insan dediğimiz varlık, tek başına tamamlanan bir hikâye değil; başkasının sesiyle, eliyle, bakışıyla çoğalan bir cümledir.

İnsan insana muhtaçtır. Hem de sadece ekmekte, parada, işte değil; tesellide, anlaşılmakta, hatırlanmakta, birinin "geçecek" demesinde de.

Muhtaçlık kelimesi nedense kulağımıza ağır geliyor. Çünkü onu hemen acizlikle karıştırıyoruz.

Halbuki muhtaç olmak, eksik olmak değil; "insan olmak" demektir.

Dünyaya gözlerini açan bir bebek, tek başına yaşayamaz. Yaşlılıkta da insan çoğu zaman yeniden bir başkasının varlığına yaslanır.

Demek ki hayatın başı da sonu da bir başkasına emanet.

Aradaki yıllarda kendimizi ne kadar bağımsız ilan edersek edelim, bu hakîkat değişmiyor.

En güçlü görünenler bile bir dostun omzuna, bir annenin duasına, bir babanın varlığına, bir yabancının inceliğine ihtiyaç duyuyor.

Asıl sorun muhtaç olmakta değil, ilişkiyi bir tahakküme çevirmekte.

Yani insanın insana dayanması başka, bir başkasının hayatına ağırlık kesilmesi başka.

Elbette kimse sorumluluklarını sürekli başkasına yıkıp bunu da "insan insana muhtaç" sözüyle süsleyemez.

Dayanışma ile asalaklık arasındaki çizgi tam da burada başlar.

Yardım istemek onurludur; ama başkasının emeğini sömürmek onurlu değildir.

Yakınlık kıymetlidir; fakat bağımlılık, hem seveni hem sevilen kişiyi yorar.

Bu yüzden mesele, "kimseye yük olmamak" adına taş kesilmek de değildir, herkesi kendi hayatımızın hamalı sanmak da.

Bugünün insanı en çok burada bocalıyor.

Bir yanda "güçlü ol" baskısı, öte yanda görünmeden tükenen kalpler.

Pek çok insan sırf yük olmamak için susuyor. Hastalığını söylemiyor, derdini açmıyor, kırıldığını belli etmiyor. İçten içe çökse de gülümsüyor.

Çünkü çağımız, paylaşılmış acıdan çok sergilenmiş başarıyı alkışlıyor.

Oysa bazı yükler, paylaşıldığında hafiflemez belki ama taşınabilir hâle gelir.

Birinin elinden tutması, problemi çözmeyebilir; fakat insanın yalnızlık duvarını çatlatır.

Bazen iyileştiren şey çözüm değil, eşliktir.

İnsan ilişkilerinde asıl ölçü belki de şu soruda gizlidir:

Birbirimize ne kadar yaslanıyoruz değil, birbirimizin omzuna ne kadar insafla dokunuyoruz?

Çünkü hayat, ne tamamen bireysel bir yarış ne de sınırsız bir fedakârlık sahnesi.

İkisinin arasında, zarif bir denge var.

Kendi yükünü mümkün olduğunca taşımak bir olgunluktur; ama gerektiğinde yardım istemeyi bilmek de ayrı bir olgunluktur.

Aynı şekilde, birine destek olmak güzel bir insanlık hâlidir; fakat o desteği verirken hem ezilmemek, hem ezmemek, yani sınır koyabilmek de haktır.

Belki de mesele, çoğu şeyde olduğu gibi "yük olmak" değil, "yükü paylaşmayı bilmek"tir.

İnsan bazen taşıyan olur, bazen taşınan.

Bugün ayakta duran, yarın düşebilir. Bugün derman veren, yarın derman arayabilir.

Hayatın adaleti biraz da buradadır:

Roller değişir, ihtiyaç kalır.

Bu yüzden kimse kibirle "Ben kimseye muhtaç değilim" dememeli; kimse utançla "Ben yük oldum" diye kendini insanlığın dışına itmemeli.

Sonuçta insan, insana mecbur değil belki; ama insansız tamam da değildir.

Hiç bir can bi' başına yaşayamaz.

Bizi ayakta tutan şey yalnızca irademiz değil, birbirimize açtığımız küçük kapılardır.

Bir bardak çay, içten bir sohbet, zamanında edilmiş bir telefon, sessizce uzatılmış bir el... Bazen hayatı bunlar taşır.

Galiba insan olmanın en sahici tarafı da budur:

Ne tamamen yük, ne tamamen yalnız; biraz kırılgan, biraz dayanıklı, ama daima bir başkasına değerek yaşayan bir varlık olmak.

Facebook'ta Paylaş

Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)




Beni Unut

İnsan İnsana Muhtaçtır!


“Çerçeve” ve "İnce İşçilik!"


Boyabat Gazetesi 21. Yaşında


2026 Yılı Temmuz Ayı Nöbetçi Eczane Listesi


Gazeteci Turan Aslan'dan bayram mesajı..


Boyabat'ın Geleceği Satılık Değildir!


İlçemiz Belediyesi, akıllı su sayacı uygulamasına geçmek istiyor


Beko Eleman Aranıyor


2026- 1447 Boyabat Ramazan İmsakiyesi


Tuz Kokmuş Bir Kere, Kırklasan Nafile…..


Boyabat'ın 2025 yılı nüfusu belli oldu


Kalebağı'ndan Sonbahar Fotoğrafları


2024 Boyabat Yerel Seçimleri Mahalle Bazında Sonuçlar


Boyabat Dörtyol'dan Kar Manzaraları-22 Şubat 2025


Emekliler Yılı...


Medya, Tüketim ve Mutluluk


Mutlu Yıllar


AKP iktidarı, hangi ekonomik program hedefini tutturdu ki?


Türkiye'de, sosyal adalet gereği zamlar yapılıyor!


Sallım Çorba


Bazı Haramlar -2


Yılmaz Özdil şehit dedelerimizin dünyanın nerelerinde yattığını


Boyabat Ticaret ve Sanayi Odası Tanıtım Videosu


Müjde…. Hadi Hayırlı Olsun


Fevkaladenin Fevkinin de Fevkinde


Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz.
Agustos ayı ziyaretci sayısı:

337645


Tasarım:DtGaNi