Yayın Tarihi:22 08 2026 11:10(239)

Ne anlatacaktım, neleri andım…

Aylardır inmedim pazara. Gittiğim zamanlarda da nasıl çıkacağımı bilemiyordum. Pazar görmek benim için çok özel bir zamandı; güzel anneme ayırdığım bir gündü. Anneciğimle haftalık ihtiyaçlarımızı almak için sabah erken saatte gider, saatlerce dolaşırdık. Pazarın her yerini ölçseniz, biçseniz bir kilometre anca ederdi belki ama biz öğlene kadar çıkamazdık.

Gezerken kimi zaman hüzünlenir, kimi zaman gülmekten kendimizi alamazdık. Sonra da annemden azarı işitirdim:

“Ayşe, şu dilin bir dursun. Çarşının ortasında kocaman kadını güldürüyorsun.”

Ona göre toplum içinde gülmek ayıptı. Rahmetli babaannem de insan içinde güleni sevmezdi.

“Kız kısmı sokakta gülmez, ciddi olmalı. Ayıp kızım.” derdi.

Ama biz bize olduğumuzda en güzel gülen iki insandı canım annem ve babaannem.Babaannem daha rahattı; o şen kahkahasının ardından, “Kız gelin, bu çocuklar beni çatlatacak.” Der anneme şikayette bulunurdu.

Şikayet değilmiş o söyledikleri oysa…

Şimdi anlıyorum ki o neşeli anlar babaannem için varlığından rahatsız olunmadığı, içten sevgi ve rahatlık demekti. Annemin yüzündeki o zarif tebessüm ise gelinin asaleti ve kendine saygısıydı.

Akşam babam eve geldiğinde babaannem günü güle güle anlatırdı:

“Ah oğlum, bu çocuklar beni bugün gülmekten çatlatacaklardı neredeyse.”

Babam da bize bakar, “Altın kızlarım.” der, sonra babaanneme  “Ne mutlu sana, ana.” derdi.

Şimdi deseler ki o günlere dön… Bugünden bir iğne almadan, yalın ayak  bu kadar ömür yürüyeceğimi bilsem arkama bakmadan dönerdim.

Şimdi ben bu güzel hâllerimizi anlatırken neden gözyaşlarıma hâkim olamıyorum?

Neden boğazımda koca bir düğüm, neden burnumun direğinde o sızı?

Çocukken azar işittiğimde ağlamamak için kendimi tutar, gülerdim ki annem, “Ağlamayı gülmekle geçir Ayşe.” derdi.

Şimdi onu yapamıyorum.

Yüreğim mi yokalaştı, göz pınarlarımın önündeki setler mi yıkıldı?

Ne anlatacaktım, neleri andım…

Girdim köy pazarı tarafından pazara… Annemle gezer gibi yavaş yavaş, her yaygıya baka baka…

Daha ilk yaygının başında bir kelebek çıktı karşıma.

Ben hangi serginin önüne çöksem döndü durdu başımda.

Ateş alırcasına gezip çıktığım pazardan o gün oyalandıkça oyalanasım geldi. Annemle dolaşıyor gibi…

“Sen bir kelebek değilsin.” dedim.

Arife ablaya döndüm:

“Arife abla, bak görüyor musun şu kelebeği? Annem burada…”

Durdu, ne dediğimi anlamadı; döndü, işine baktı. Ben de diğer sergilere…

Her şey çok boldu. Annemin sevdiği fasulyeler, yerli kavun, karpuz, Gazidere domatesi, kıl biberler, yaprak… Ve o yerli şeftaliler…

Gözümüzün gördüğü her şeyden almak isterdik annemle… Doldururduk pazar arabasını…  Sonra da durup gülerdik kendimize.

“Ayşe kızım, biz ne yaptık?” derdi.

Arife ablaya neredeyse tüm maaşını verirdi. Arife abla da, “Hacım, maaşı hep ben aldım galiba.” deyince pek mutlu olurdu annem.

 “Bak Ayşe, bana hacı diyorlar. Ben hacca da gitmedim oysa.” derdi.

“Demek ki Allah seni hacı etmiş anne.” derdim.

“İnşallah.” der, susardı.

O gün ben de annemle gezer gibi takıldım kelebeğin peşine, içimden annemle söyleşe söyleşe…

Komşum Fatma’nın sergisine uğradım: “Dolma biber al” dedi.
“Alıyım da ben bunu yapamam ki” dedim.
“Cemile ablayla dolduruveririz.” dedi.

Annemle aldıklarımız gibi küçüklerini seçtim. Annem hem doldurur biberleri hem de severdi.”Şunlara bak Ayşe, nasıl güzellerini seçmişim, minik minik” diye.

Öyle işe…

Sonra Raziye’ciğime uğradım. Alışverişimi tamamlayıp ayrılırken:

Dedi “Selam söyle.”

İşte o zaman geldim kendime.

Sordum: “Kime?”

Dedi: “Yapma bana bunu, Ayşe.”

Görmesin diye gözlerimin dolduğunu, bakmadım yüzüne.

Arkamdan seslendi:

“Bacına, bacına söyle, Ayşe!”

O an gözden kayboldu Kelebeğim de… Belli ki uçtu yücelere…

Ve çıktım pazardan…

Bir türkü ilişti kulağıma: “Ne ağlarsın benim zülfi siyahım…”

Ağlamıyorum anne…

Facebook'ta Paylaş

Yorumcuların dikkatine! Yasal Uyarı!

  1. Yorumlarınızı anlaşılır bir dille ve dilbilgisi kurallarına uygun olarak özenle yazınız. BÜYÜK HARF kullanmayınız. Tekrar okuyarak yanlışlarınızı düzeltiniz.
  2. Anlaşılmaz kısaltmalar yapmayınız.
  3. Lütfen yorumlarınızda terbiye dışı sözler kullanmayınız.
  4. Yazılan yorumların sorumluluğu yazarına aittir. Sonradan pişman olunacak hukuki sorunlarla karşılaşmamak için kişi veya kurumlara yöneltilmiş olan eleştirileriniz hakarete varmasın.
  5. Yorumlar denetlendikten sonra yayına verilecektir.
  6. Yazılarımızda yanlış ya da kusurlu bir konu bulunursa bunu lütfen bize bildiriniz.

Yukarıdaki Sözleşmeyi/Uyarıları kabul ediyorum.
'Evet' Yazın:
İsim:
E-mail: (isteğe bağlı)




Beni Unut

Ne anlatacaktım, neleri andım…


Siyah Kalem


“Çerçeve” ve "İnce İşçilik!"


Boyabat Gazetesi 21. Yaşında


Gazeteci Turan Aslan'dan bayram mesajı..


Boyabat'ın Geleceği Satılık Değildir!


Beko Eleman Aranıyor


2026- 1447 Boyabat Ramazan İmsakiyesi


Tuz Kokmuş Bir Kere, Kırklasan Nafile…..


Boyabat'ın 2025 yılı nüfusu belli oldu


Kalebağı'ndan Sonbahar Fotoğrafları


Kedinin Ölümüne Yazılan Bir Mersiye: Ah Pisi Vah Pisi


2024 Boyabat Yerel Seçimleri Mahalle Bazında Sonuçlar


Boyabat Dörtyol'dan Kar Manzaraları-22 Şubat 2025


Emekliler Yılı...


Medya, Tüketim ve Mutluluk


Mutlu Yıllar


AKP iktidarı, hangi ekonomik program hedefini tutturdu ki?


Türkiye'de, sosyal adalet gereği zamlar yapılıyor!


Sallım Çorba


Bazı Haramlar -2


Yılmaz Özdil şehit dedelerimizin dünyanın nerelerinde yattığını


Boyabat Ticaret ve Sanayi Odası Tanıtım Videosu


Müjde…. Hadi Hayırlı Olsun


Fevkaladenin Fevkinin de Fevkinde


Yazı ve Haberleriniz İçin:
boyabatgazetesi@boyabatgazetesi.com
haber@boyabatgazetesi.com
adreslerine E-posta gönderebilirsiniz.
Agustos ayı ziyaretci sayısı:

449925


Tasarım:DtGaNi